HaBeRiN Varmı NazLım &Alayına-isyan

31 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Genel

  • İÇİMDE KOPAN FIRTINADAN
  • ADINI FISILDAYAN RÜZGARLARDAN
  • ETRAFIMI SARAN YANLIZLIKTAN
  • HABERİN VARMI NaZLIM?
  • HAYALİMDE YAŞADIĞINDAN
  • KALBİMDE YANIP TUTUŞTUĞUNDAN
  • HASRETİNLE TAHT KURDUGUMDAN
  • HABERİN VARMI NaZLIM?
  • SANA ŞİİRLER YAZDIĞIMDAN
  • HER GECE SENİ ARADIĞIMDAN
  • SENİ HERŞEYDEN ÇOK SEVDİĞİMDEN
  • HABERİN VARMI NAZLIM?

Ask Sözleri Ekartlar sevgi Ekartları şiirler

31 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Genel

sevgli resimleri sevgli resimleri 

aşk resimleri aşk resimleri 

naz bedir

31 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Genel

DüN Akşam sabah ladım

KiMSesSiZ Sokaklarda Gülüm

ADiNi  ŞArkı YaPTıM  NaZLıCaN ..

Titreyen DudakLarda..

Acı Çeken KalbimdeN ..NaZlım…

İsmini  Sayıkladım SaBaHLaRa KaDaR ….

UNuTMa UNutulanlar unutanı  ASla ama asla unutmazlar

Aşkın Gözü Kördür

31 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Genel

Bilim adamları, aşkın gözü kördür sözünün gerçek olduğunu gösteren sonuçlar elde ettiler.

Aşk ile beynin eleştirel düşünceyi kontrol eden bölgelerindeki faaliyeti baskılanıyor ve beynin aşık olunan kişinin karakterini ve özelliklerini değerlendirme yetisi azalıyor.

BBC’nin haberine göre, University College London’da (UCL) yapılan ilginç araştırma NeuroImage’da yayımlandı. Araştırmada, aşk duygusunun, beynin eleştirel düşünceyi kontrol eden bölgelerindeki faaliyetin baskılanmasına neden olduğu saptandı. Bu, bir kişiyle yakınlaşıldığında, beynin bu kişinin karakterini ve özelliklerini değerlendirme yetisinin azaldığını gösteriyor.

ANNELİK VE AŞK AYNI ETKİYİ YARATIYOR

UCL ekibi, ayrıca 20 kadar genç anneyi kendi çocukları, başka çocuklar ve yetişkin arkadaşlarına ait resimlere baktıkları esnada beyin filmlerini incelediler. Her iki çalışma da annelik sevgisiyle romantik aşkın beyinde aynı etkiyi yarattığını gösterdi.

Araştırmaya başkanlık eden Dr. Andreas Bartels, çalışmaları yorumlarken, annelik duygusuyla aşkın beyinde olumlu olarak görüldüğünü, çünkü bu iki durumun türün devamı için gerekli olduğunu söyledi.

Gelmiyormusun Nazlıcan git yolun acık olsun

30 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Genel, Sohbet konuları

Her akşam aynı sızı içimde, böyle bir acı yok. Burnumun direği sızlıyor. Sen yoksun ama kokunu duyuyorum. Kanıma karışıyor sensizlik, yokluğunla sarhoş oluyorum.

Senden sonra kimseyi sevemedim. Bir daha eline dokunamadım başkasının. Biliyorum hayat çok kısa diyorsun, kaldığın yerden devam ediyorsun. Peki, benden ne istiyorsun? Benimle dönmüyor muydu şu garip dünya?
Camın kenarına oturuyorum her gece, sesleri dinliyorum. Gözüm telefonda, çalsın diye bekliyorum. Her kapanan araba kapısına, her ayak sesine, sen umuduyla koşuyorum. Bir mesaj geliyor, heyecanlanıyorum. Olmadık saatte çalıyor cep telefonu, yüreğim elimde açıyorum. Hep yanlış numara çıkıyor.
Sokaklara atıyorum kendimi, sık gittiğim yerlere bakıyorum dışarıdan, arada bir evinin önünden geçiyorum. Işığın yanıyorsa, içimi huzur kaplıyor. Karşı apartmanın merdivenlerine oturup bekliyorum. Belki camı açmaya, perdeyi kapatmaya gelirsin diye, gelmiyorsun. Işıklar sönüyor. Bensizliğe dalıyor bedenin düş ülkelerinde.
Kimse unut demesin, öyle kolay unutulmuyor. Bunca yılın yaşanmışlığı var. Bir kahvenin kırk yıl hatırı sayılırken, aklımın derinliğine gizlenen bunca anıyı silip atmak kolay mı? Sevda, geçtiği yerde izini bırakıyor. Her an biraz daha derine iniyor acım. Silinmesi zorlaşıyor, artık kalbim bile atmak istemiyor. Unut demek kolay da, öyle lafla unutulmuyor.
Her sabah aynı güne uyanıyorum çünkü her gün aynı hüzne bulanıyor yüreğim. Sürekli yol gözlemekten, aktı gözlerim. Evime, odalara sığmıyorum. Bir duvar köşesine çökmüş ağlar buluyorum kendimi. O kadar dert çektim ama bu sefer ki hiçbirine benzemiyor.
Gücüm yok tekrar denemeye, aklıma bile gelmiyor başkasının koynunda uyumak. Kim ne derse boş geliyor. Hasretini çekiyorum. Bu özlem öyle büyük ki, altında kalıyorum. Nefes alamadan, saatleri sayarak tüketiyorum ömrümü. Umudum var. Hep döneceksin, geleceksin, bir daha saracaksın diye kollarını boynuma, bekliyorum.
Seni sevmekten vazgeçmek istemiyorum. Yeniden alışmak zor yalnızlığa, aşkımıza yazık oluyor. Ben her gece camın kenarına oturup seni bekliyorum. Kokun yerleşmiş eve, gitmiyor. Anılar aklımdan silinmiyor. Her gören seni soruyor. Okuduğun kitap bile masanın üstünde yarım kalmış, boynu bükük duruyor. Yani, beni bıraktığın yerde sana ait ne varsa, hiçbiri gitmiyor ama sen gelmiyorsun!….

Eskimeyen Sevgili

30 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Genel, Sohbet konuları

Şimdi çok uzaktasın! Çok olmasa da, uzaktasın işte! Aklım sende, acaba orada doğum gününü hatırlar mı kimse? Yalnızlığı ne kadar sevsen de, insan doğum gününde hatırlanmak ister.

Sen garip bir adamsın gerçi, kendin bile unutmuş olabilirsin bu özel günü. Ben unutmadım! Sevgiden olmalı! Seni sevdikçe ne kadar çoğalıyorum, bilemezsin. Bilemezsin çünkü yanımda değilsin.
İçimdekilerin adını henüz koyamadım. Bu da aşkın bir türü ama hangisi? Gerçek aşk nedir? Karşılıksız sevmek, bıkıp usanmadan beklemek mi? Bir gün döneceğini, her şeyin yoluna gireceğini ummak mı? Birlikte olmanın imkansız olduğunu bile bile, sevmeye devam etmek mi? Peki, aşk gerçek olmak zorunda mı?
Belki ben kendi hayallerime kapılıp, olmayacak duaya amin diyerek seviyorsam, bu aşk değil mi? Arada bir telefonda sohbet ederek ama hiç yüzünü görmeyerek yaşıyorsam, bu aşkın sınırları içine girmez mi? Sevgiyle aşkı birbirinden ayıran o kesin çizginin tam üstünde duruyorsam, nereye ait olabilirim?
Seni seviyorum çünkü sende büyüyor yüreğim. O yüzden bu tırnaklarımı geçirip, kalbimi kanatarak sende durma isteğim. Belki sadece yorgunluktandır. Hayatıma gelmiş ve gitmiş aşkların özetine bakıp, elimde tuttuğum birkaç anıdan başkasına sahip olmadığımı görünce, sende kalmaya ikna etmiş olabilirim kalbimi.
Seni sevmenin başka bir garipliği daha var. “Hayatınızda kimse var mı?” sorusuna cevabım hayır! Ancak “Kalbinizde kimse var mı?” sorusuna evet diyebileceğim tek ilişkimsin. Bizi anlatmaya çalıştığım hiçbir hikayenin tutarlılığı yok! Hatta yazsam, masal anlatıyorum zannedecekler. Varlığını inandırmak bile zor!
Yine de seviyorum seni! Sende bana ait olan şeyleri, bende senden kalan izleri, bir şiirin bir dizesini, bir cümleni, bir kokuyu, bir resmi, senden gelen ve bende iz bırakan her şeyi seviyorum. Şu sevdiğim şarkıdaki gibi: “Sen benim eskimeyen eski sevgilimsin!”
İnsanın çekmekten zevk aldığı tek acı, aşk acısı olmalı! Hasretin, yoksunluğun ve yalnızlığın tüm ızdırabına karşılık, sadece kalbin sesine güvenerek dayanıyor insan. Sen varmışsın gibi yaşamak hala; başkasına dokunmadan, bakmadan, ilgilenmeden yaşamak, üstelik bütün olanaksızlığına karşın aşkın, ürkütücü!
Bu akşam bir dilim pastanın üstüne, bir mum koyup, yokluğun ve ben doğum gününü kutlayacağız. İçten bir teşekkür edip, kalbimin hala çiçek açmasını sağladığın için sana; üfleyip mumları, bir de dilek tutacağız. Doğum Günün Kutlu Olsun Eskimeyen Sevgili…

Bütün Suç Gecelerin

30 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Sohbet konuları

İnsanlar ikiye ayrılır: Normal yaşayanlar ve anormaller! Normal yaşayanlar, muhtemelen bu yazıyı güneş hala gökyüzündeyken okurlar.

Normal insanlar, akşam normal saatte yatıp, sabah erken kalkıp, hayatının gerektirdiği ne ise, gün içinde yapanlardan oluşur. Anormaller ise, bana benzer. Vampir gibi gece yaşayıp, çoğunlukla güneşi görmezler.
Anormaller geceye aşıktır. Bunun sinyallerini de genç yaşta verirler. Lise çağlarında, sıranın arkasında uyuyan ve ailesinin tüm kızgınlığına karşın, yatağın içinde uyanık kalan, sabah servisini kaçırıp okula geciken tipler, ileride anormaller grubuna girmeye adaydırlar.
Okuldan mezun olup, aile baskısıyla bir işe girerler. İş yerinden de, sabah geç kalmaları yüzünden kovulurlar. O zaman gerçekten yapmak istedikleri işi bulurlar. Anormaller, muhtemelen anormal işler yaparlar. Sanat, eğlence sektörü, hizmet sektörü gibi, akıllı insanın yapmayacağı işleri seçerler.
Ben de onlardan biriyim. Çocukluğumda da inatçı, dediğim dedik ve dik kafalı bir kızdım. Şarkı söylemeye tutkuyla bağlıydım. Ailemi, akrabalarımı, sosyal çevreyi ezip geçtim. Şarkıcı oldum! İyi de yaptım bence çünkü mesleğime aşığım.
Sonra baktım ki, sahnede rahat durmuyorum. Bir şeyler eksik kalıyor. Gidip tiyatroya bulaştım. Eğitimini aldım, şans yüzüme güldü. Büyük isimlerle sahneyi paylaşmak ve iki işi birleştirerek müzikallerde oynamak kısmet oldu. Bunun için gece gündüz çalıştım dersem yalan olur, sadece geceleri çalıştım. Bunu da cebime koyup, sahneye geri döndüm ve şarkılarıma eşlik eden şovlar ekledim.
Gençliğinde çoğu insan şiir yazar, ilk aşkın getirisi olarak. Ama yıllar geçtikçe bu hevesten vazgeçer pek çoğu, zaten devam edenler şair olur. Ben de şiir yazıp bırakmayanlardanım ancak yıllar içinde şiirlerimin kompozisyona dönüştüğünü fark ettim. Bu sefer yazmaya başladım. Yazdıklarım, birkaç yarışmada ödül alınca, bu işin de üstüne gitmeye kara verdim.
Bütün bunları yaparken; araya iki evlilik, iki uzun ilişki, birkaç da kısa ilişki sıkıştırmayı başarınca, olayın rengi değişti. Söylediğim şarkıların aşk kokanları daha içli, oynadığım karakterlerin aşkla yoğrulanları daha gerçekçi ve kelimelerim hep aşka çıkar oldu. Bugüne kadar yaptığım her şey, öğrendiğim tüm bilgiler, sonunda yolu buraya çıkartan bir mozaiğin parçaları haline geldi.
Şu anda saat sabahın 5’i ve benim uyumama, sizin uyanmanıza birkaç saat kaldı. Düşünüyorum da, başıma ne geldiyse, geceler yüzünden geldi! Orhan Veli der ya, “Beni bu güzel havalar mahvetti!” diye; beni de geceler mahvetti! Gerçi, iyi de etti!
Ancak madalyonun diğer yüzüne bakarsak; şimdi evinde, sıcacık yatağında, sevdiği insana sarılıp yatan, mutlu bir hayatı paylaşan, tüm dertleri ve sorunları birlikte aşan normal insanlara da öykünmüyor değilim. Beceremiyor olmam gecenin suçu, benim değil!

İnançsızlığı İnanç Edinenlere!

30 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Sohbet konuları

Ne yana dönsem başka bir duvara çarpıyor ruhum. İçinde sessizlik olan karanlık bir hüzündeyim. Önüm, arkam, sağım, solum sobe; saklanmayan aşık!

Ne varsa aşktan öte, boş şu dünyada! İçimi ısıtmıyor sevgisiz kelimler ve her şey yapışıp kalıyor odamın camlarına, içinde sevda olmayınca.
Zoru sevenler aşka gidiyor, kolayı seçenler de sözüm ona aşktan yana. Bir batıp bir çıkıyoruz, her tarafımız ilişkiler karmaşası. Düğümü çözebilen yok ama herkes başka bir ilmek geçiriyor sevginin boynuna.
Yalpalayıp duruyor bir sarhoş edasıyla aşk çünkü hangi kapıyı çalsa içinden hüzün çıkıyor. Bir zamanlar sevmiş ve kırılmışlardan yola çıkıp, hiç sevmemişlere, şimdi çok sevenlere, sevmeyi isteyenlere uzanan kalplerin, gizli gözyaşları birikiyor sokaklarda. Kimse üstüne almıyor ağlayışını, kederin bile boynu bükük kalıyor sahipsizlikten…
Zaman geçtikçe daha hızlı kirleniyor ademoğlu ve her şey, kendinden sonra gelene kötü örnek oluyor. Hoyratça koparılmış bir çiçek gibi, canı acısa da güzelliğini koruyor aşk.
Herkesin en çok kendini sevdiği “Dünya” denilen bu gezegende, ne kadar küçük bir nokta olduğunu unutup, egosunun gölgesinde yürüyor insan. İçi boş, ruhu zayıf başka nesiller yetiştiriyor üstelik, geleceğini düşünmeden.
Paylaşmayı unutan kalpler, sevmeyi de unutuyor. Aşkı geçtim, dostu bile şöyle yürekli seveni bulmak mucize oluyor. Gözlerimizi bürüyor hırs ve hep daha fazlası uğruna satıyoruz ruhlarımızı.
İnançsızlığımızı inanç edinmişiz. Görmediğimiz aşkları yok sayıp, bilmediğimiz sevdaların üstünü bir kalemde çiziyoruz. Geldiğimiz yeri, kendi yaptıklarımızı unutup, kusuru başkasında buluyoruz.
Bir filmin kahramanlarına öykünüyoruz. Onlara benzeyen ilişkiler arıyoruz, sonra elimizde sadece hüsran kalıyor. İçten içe hepimiz aşka özeniyor, lafa gelince küçümsüyoruz.
Aşık olana acıyarak bakıyoruz. Sonu belli bir filmi seyreder gibi umutsuz ve mutlaka şekilciyiz. Fedakarlık bizim sözlükten çıkalı çok oldu, yeni geleni de kendimize benzetiyoruz.
İşte bütün bunları gördükçe, yüreğim kanıyor. Bir kişiyi diyorum, bir kişiyi bile kurtarabilirsem, kardayım. Aşka inanan kaç savaşçı bulursam, o kadar fazla mutluluk yaratacağım. Sokaklara atıyorum kendimi, insanlarla konuşuyorum. Birilerini arıyorum benimle bu yolda yürüyecek, gözü kara, inancı yüksek ve mutlaka aşkı savunan birilerini! Ve bir gün çok kalabalık olacağız, biliyorum….

Aşkın Anayasası Olsaydı!

30 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Sohbet konuları

İlişkiler birbirine benzer. Kişiler ve olaylar farklı olsa da, sorunların temelinde yatan nedenler aynıdır. Bazen içinizden gelen sesi, bazen o yoldan daha önce geçenlerin sözlerini dinlemek gerekir.

İlişkilerinde kendi içinde kuralları vardır. Aşk anayasasını yazabilecek kadar çok kural olmasına rağmen, genelde bunlar kulaktan kulağa söylenir ama yürürlüğe girmesi zordur.
Kadınların doğal bir yeteneği vardır; sezgi! Önsezilerimiz aslında çok kuvvetlidir ancak pek çok şey gibi, kendimizi de dinlemeyi unuttuğumuzdan, yanlış yollara sapmaktan kurtulamayız. İşin kötüsü, okullarda iç sesimizle nasıl iletişim kuracağımızı öğreten bir ders yoktur. Ailedeki eğitime gelince, insan bilmediğini başkasına nasıl öğretir?
Bazen içinizden bir ses size, “yapma!” diye bağırır. İşte bütün sihir o sözcükte gizlidir. O sesi dinlediğinizde, kolay kolay belaya bulaşmazsınız. Ancak, beynimizin karmaşasında ruhumuza yer kalmadığından; değil sesi duymak, önümüze kocaman tabela çıksa görmeyiz.
İçinizden gelen ses, ilişkinizde bir terslik olduğunu söylediğinde, bunu ciddiye almalısınız. İşinize gelsin, gelmesin, ortada bir sorun var demektir. Ama biz duymazdan, görmezden, bilmezden gelmeyi tercih ederiz, neden? Çünkü ötelediğimizde, yani yüzleşmediğimizde, problemin kaybolacağına inanırız. Sihirbaz değilseniz kaybolmaz! Aslında sihirbaz olsanız da kaybolmaz, sadece saklanır.
Aşkın anayasasında önemli bir madde vardır. Bu madde, pek çok kadının düştüğü hata göz önüne alınarak ortaya çıkmıştır: “Onu değiştiremezsiniz!”
Bir adamın kötü huyları olduğunu bile bile değiştireceğine inanmak, içindeki sesi dinlememeyi de geçer, direkt kör gözüne parmağımdır. Siz afet-i devran da olsanız fark etmez. Bir adam kendi değişmek istemiyorsa, bunu sizin becermeniz mümkün değildir. Ancak kadın egosu ve inat, bu durumu kabul etmeyi engeller.
Daha önce hayatına girenlerin yapamadığını yapacağına inanmak, Noel Baba’nın gerçek olduğuna inanmakla eş değerdir. Örnek vermek gerekirse, çapkınlıktan ve çokeşlilikten yana olan bir adamı dize getireceğini düşünen biri, genellikle kendini kandırıyordur. Başkasını aldatıp, sizi aldatmayacağını düşünmek, egonuzun ve tecrübesizliğinizin getirisidir.
Böyle bir erkekle ilişkiniz başladığında, aklınız ve sezgileriniz size yanlış bir adreste olduğunuzu söyler. Siz bu sesi duymayarak veya inanmayarak, yaşayacağınız deneyimlere hazır olduğunuzu gösterirsiniz. İstisnalar kaideyi bozmaz elbette ancak aşkın anayasası yazılmış olsaydı, bu madde ilk onun içinde yerini alırdı. Buna benzer pek çok madde daha eklenebilir. En başta söylediğim gibi, ilişkilerin temelinde yatan sorunlar birbirine benzer. Kahramanlar değişince senaryo değişmez. Bu tarz filmlerin sonunda çoğunlukla hüsran vardır. İç sesinizi dinleyin, o size doğru yolu gösterecektir veya eski yöntemi kullanın, duvara çarparak öğrenin!

Gelecek Sevgiliye Mektup!

30 Mart 2010 Yazan admin  
Kategori Sohbet konuları

Sevgili gelecekte gelecek sevgilim, sana bu mektubu yazıyorum çünkü geldiğinde anlatacak gücüm olmayabilir.
Yaşam yolculuğumun çok renkli geçtiğini söyleyebilirim. Renkli dediğimde aklına hemen kırmızı, sarı, mavi, yeşil gibi canlı renkler gelmesin. Onlar da oldu elbette ancak siyah, gri, beyaz ve lila en büyük yeri işgal ediyorlar.
Dışarıda bin bir çeşit hayat var. Benimki de, sıradan olmayanların arasında sayılabilir. Aslında hepimiz seçimlerimizin sonuçlarını yaşıyoruz, yani çoğu zaman! Seçtiklerim ve deneyimlerimden ortaya çıkan benle, halimden memnunum. Daha iyisini de yapabilirdim mutlaka, şimdiki aklım olsaydı ama bazı kadersel döngülere karşı çıkmak mümkün değil.
Hızlı koşan çabuk yorulur. Ben de, neden bilmiyorum ama kısa vakitlere çok şey sığdırmışım. Bilgisayardaki “zip” dosyaları gibiyim. Tıklayınca içimden yüzlerce klasör fırlıyor. Sonuç itibariyle yorgunum!
Geldiğinde bir enkaz bulmayacaksın ancak biraz tadilat istediğim kesin. Temelim sağlam fakat duvarlarımda çatlaklar var. Güzel bir boya badana paklar beni. Kalbimin kapısını çıkarken kapatmayanlar yüzünden, fırtına ve yağmurda içeriye su girdi. Ne kadar dirensem de, parkelerin kabarmasına engel olamadım. O yüzden zarafetimi yitirmiş olacağım. Biraz zımpara ve cilayla çözülemeyecek gibi değil, merak etme!
Gözlerimin kenarında inatçı çizgiler var. Onlar için yapılacak bir şey yok, duracaklar! Zaten dursunlar, şu tatlı-ekşi yaşamımın tek şahidi onlar. Ayrıca, çizgilerime baktıkça daha çok seviyorum geçmişimi, tecrübelerimi ve sevdiklerimi.
Pişmanlık odamı uzun zaman önce boşalttım. Orası hep boş kalacak çünkü bütün yaşadıklarım, şimdi beni ben yapanlar. Onlar olmadan bu kadar farkında olamazdım. Hayatımdaki her olaydan dersler çıkarırım ve hepsinin bana başka bir olguyu öğretmek, beni büyütmek için geldiğini bilirim. O yüzden pişman olacağım şeyleri yapmam, yaptıysam da boşuna vicdanımla savaşmam.
İnançlarım, beni ayakta tutan temelimdir. Büyük bir deprem görmezlerse, kolay kolay yıkılmazlar. Aşka olan inancım yüksektir örneğin ama ilişkiler için aynı şeyi söyleyemem. İnsanların kalleş olabileceği, sırtımdan vurabileceği ihtimalini cebimde tutarım.
İşin özü, bu mektubu sana şunun için yazıyorum; yorgunum! Üstümde yılların tozu, kiri var. Senden sihirli bir değnekle dokunup, beni baştan yaratmanı beklemiyorum. Zaten bunu istemem de, aynı yoları bir daha yürüyecek gücüm yok. Senden tek beklediğim, eline kovayla bezi alıp, şu tozu silecek kadar cesaretli olman. Üstelik buna değeceğini göreceksin çünkü üstü kirlenmiş olsa da, bu bina zümrüt ve altınla yapıldı. Güneşi gördüğünde parlayacaktır. Dilerim çabuk gelirsin, daha önemlisi umarım gelirsin

Sonraki yazılar »